GASTRONOMİK NOSTALJİ SERİSİ-2: Swissôtel The Bosphorus

İstanbul’da hem şehrin tam merkezinde olmak hem de kaostan tamamen uzaklaşmak mümkün mü?

Eğer adresiniz Beşiktaş’taki Swissôtel The Bosphorus ise bu kesinlikle mümkün! Üstelik ulaşım ve konum açısından o kadar stratejik bir yerde ki, hemen yanı başınızda Beşiktaş Stadyumu yükseliyor, yürüyüş mesafesinde Kabataş İskelesi yer alıyor ve otel tarihi Dolmabahçe Sarayı’nın tam karşısında konumlanıyor. Şehrin ana arterlerine, deniz ulaşımına bu kadar yakın olup, kapıdan içeri adım attığınız anda kendinizi şehirden tamamen izole, huzurlu bir alanda bulmak gerçekten inanılmaz bir tezat ve büyük bir lüks.

Eğer bu hafta sonu kendime nasıl bir ödül verdim diyorsanız, gelin bu kusursuz konumunda saklanan otelin detaylarına birlikte bakalım.

Chalet (Şale) Garden : İstanbul’da Alp’lerin Esintisi 🌿

Güne Swissôtel’in o meşhur, yeşillikler içindeki etkinlik alanı Chalet (Şale diye okunuyormuş) Garden ile başladık. Burası özellikle büyük maçları izlemek, açık havada keyif yapmak ve günlük hayatın koşturmacasına mola vermek için harika bir yer. Atmosfer son derece rahat ve samimi.

Bahçeye girdiğinizde dikkatinizi hemen asırlık, harika bir ahşap yapı çekecektir. Burası aslında 19. yüzyıldan kalma, İsviçre Alpleri’nden parça parça sökülerek İstanbul’a getirilmiş otantik bir dağ evi! Yazın bu yemyeşil bahçede serin içeceklerin ve etkinliklerin tadını çıkarırken, kışın bu tarihi ahşap evin içinde şömine başında İsviçre peynirlerinden yapılan o meşhur fondüler, raclette’ler ve şnitzeller sunuluyor. Kendinizi bir anda İstanbul’dan İsviçre köylerine ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. Kış planlarıma ekledim.

Gelelim bizim denediğimiz yazlık imza atıştırmalıklara… Trüflü mayonez ve patates kızartmaları tek kelimeyle muazzam! Soğuk bir içecekle birlikte bahçenin tadını çıkarmak tam anlamıyla bir rahatlama seansı gibiydi.

Çocuklu Aileler İçin Küçük Bir Not: Chalet Garden’ın hemen yan tarafında harika bir açık havuz bulunuyor. İstanbul’un merkezinde, ama bir o kadar da şehirden izole bu havuz alanı, çocuklu aileler için adeta saklı bir cennet.

Saat 15:00’te Lezzet Molası: Sabrosa’da Türk Mezeleri ve Çay Saati

Akşamüstü saatlerinde açılan mekanlar öncesinde, saat üç gibi otelin ana restoranı Sabrosa’ya geçtik. Menüdeki Türk mezelerini denemek istedik ve iyi ki de öyle yapmışız.

Masaya gelen meze tabağındaki o enfes muhammara ve zeytinyağlı enginarın damakta eriyen o mükemmel kıvamı, özel sosu birer başyapıttı. Yanı sıra patlıcan dolmasının o eşsiz lezzeti adeta bir lezzet patlaması yaşattı. Tüm bu geleneksel tatlara, fonda uzanan Boğaz manzarasını izlerken eşlik eden keyif dolu bir Türk çayı bu gurme deneyimi bambaşka boyuta taşıdı.

Akşam 17:00 Sonrası: Sihirli Bir Dokunuş, 16ROOF! 🌅

Saatler on yediyi gösterdiğinde, Swissôtel deneyiminin zirve noktası olan ve gökyüzüyle buluştuğumuz 16ROOF’a çıktık. İşte burası kelimenin tam anlamıyla büyüleyici.

Karşınızda tüm ihtişamıyla Boğaz, Ortaköy Camii, Dolmabahçe Sarayı, süzülen gemiler ve asırlık Kız Kulesi… Boğaz’ın o kendine has o mistik “İstanbul mavisinin” büyüleyici tonu, bütün romantizmiyle ayaklarınızın altında.

16ROOF’un menüsünden ise nefis volcano roll ve ebi dem tercih ettik. Özellikle o imza soslu, damağı hafifçe yakan baharatlı ve acı tempura volcano roll o kadar başarılı ki, buraya sadece bu lezzet ve harika içecekler için en özel misafirlerinizi getirmelisiniz. Özellikle İstanbul’a ilk defa gelecek misafirlerinizi.

Küçük Bir Misafir ve Gurme Bir Martı🐦

Rooftop’ta otururken yanımıza o kadar tatlı ve ortama alışmış bir martı kondu ki, anlatmadan geçemeyeceğim. Kendisine tempuradan uzattığımızda hiç çekinmeden direkt yengeci kapıverdi. Anlayacağınız, İstanbul’un martıları bile ağzının tadını ve gurme lezzetleri çok iyi biliyor!

Bir Sonraki Ziyaret için Notlar🧳

Swissôtel’de o kadar çok seçenek var ki, bir günde hepsini tüketmek imkansız. 16ROOF ve Sabrosa’da karnımız fazlasıyla doyduğu için, akşam kapılarını açan ünlü Hint restoranı Samosa’yı bu seferlik deneyemedik. Ama aklım orada kaldı, bir sonraki ziyaretimde ilk duraklarımdan biri kesinlikle Samosa olacak.

Ayrıca otelin ödüllü Pürovel Spa’sını da inanılmaz merak ettim. Bir dahaki sefere kendime tam günlük bir spa seansı, ardından da Chalet’de bir kış fondüsü ya da Samosa’da Hint mutfağı rotası çizmeyi planlıyorum.

Son Söz ✍️

İstanbul mavisinin romantik tonları eşliğinde büyüleyici bir manzarayı izlemek, imza kokteyller yudumlayıp, baharatlı acı soslu tempuralar, Alp esintili dokunuşlar ve enfes mezelerle damak çatlatan bir tura çıkmak istiyorsanız, Swissôtel The Bosphorus kesinlikle listenizde olmalı.

Sırada Ne Var?

  • Maslak’ta Lezzet Turu
  • Ataşehir Lezzetleri

#reklamdeğil #GastronomikNostalji #Swiss #Spa #Türkmezeleri #rooftop#tempura#dolma#reklamdeğildir #tavsiye

Hukuki Uyarı

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir şekilde yatırım, hukuki veya mesleki tavsiye niteliği taşımaz. Yazıda geçen marka isimleri ilgili şirketlerin tescilli markalarıdır ve yalnızca açıklayıcı amaçlarla kullanılmıştır. Herhangi bir ortaklık, sponsorluk, reklam veya ticari ilişki bulunmamaktadır. İçerik tarafımca oluşturulmuş olup, yazılı izin olmaksızın ticari amaçlı kullanılamaz. Harici linkler yalnızca bilgilendirme içindir ve bu sitelerin içeriğinden sorumlu değiliz.

Kapak görseli yapay zeka ile oluşturulmuştur.

Yorum bırakın

Güncel Kal

Yeni haberleri keşfet!

Seyahat Son Yazılar

Bir sorun oluştu. Lütfen sayfayı yenileyin ve/veya tekrar deneyin.