Nisan ayı baharı az da olsa müjdelerken, bu ayı Belçika’ya ayırmaya karar verdim! 🍫






Bir ay boyunca bu küçük ama masalsı ülkenin en güzel şehirlerini adım adım keşfedecek ve sizlerle paylaşacağım. İlk durağımız: Brugge – Ortaçağ’dan kalma taş sokakları, fayton sesleri, kanalları ve çikolata kokusuyla büyüleyici bir şehir! 🌉
Sabahın erken saatlerinde Gent’ten trene atlayıp yaklaşık 25 dakikalık keyifli bir yolculuk sonrası Brugge tren istasyonuna ulaştık. Tren biletini 10’lu pass şeklinde almak daha ekonomik oldu. İstasyondan yürüyerek Minnewater Parkı üzerinden merkeze doğru yola çıktık. Ancak park o kadar güzeldi ki… Köprü, gölet, kuğular ve çiçekler derken dur kalk fotoğraf çeke çeke ancak yarım saatte ilerleyebildik. 📸
Köprüyü geçip Begijnhof (Beginaj) bölgesinden merkeze yürürken çevremizi 13. yüzyıldan kalma yapılar sardı. Önümüzdeki manzaranın sessiz güzelliği, beyaz evleri ve zamanın durduğu Canlı tablo eşliğinde Brugge’un kalbine doğru adım attık.
Merkezde ilk işimiz tekne turu oldu, şehri sudan izlemek burda yapılacak en güzel aktivite. 30 dakikalık bu turda tarihi köprülerin altından geçerken hem kafamızı eğmeye hem de gözümüzü tarih kokan manzaralardan alamamaya çalıştık. Tekne gezisi kesinlikle Brugge’ü anlamak için en etkili yollardan biri! Botu hem sürüp hem de 4 dilde şehri anlatmakta ayrı bir yetenekti, Brugge tekne turu rehberleri çok yetenekli. 🎨
Tur sonrası soluğu Chocoholic adlı çikolata dükkanında aldık. Hem hediyeliklerimizi seçtik hem de kendimizi biraz şımarttık. Ev yapımı çikolatalar ile dolu bir poşet bizimle İstanbul’a yola çıktı. Ardından dünyaca ünlü Madonna and Child heykelini görmek için Church of Our Lady‘e uğradık. Michelangelo’nun İtalya dışına çıkan tek heykeli olması bu eseri daha da özel kılıyor. 🏰
Brugge’de atıştırmalık denemeyi atlamadık! Waffle & cream deneyerek minik bir çay molası verdik – çünkü akşam yemeğini Gent’e sakladık. Madonna and Child heykelinin bulunduğu kilisenin tam karşısında, otobüs durağının çaprazında yer alan küçük ama keyifli bir restoranda oturduk. Brugge sokaklarını izleyerek bir şeyler atıştırmak, yorgunluğumuza iyi geldi. Lokasyon olarak çok merkeziydi; dinlenmek ve gözlem yapmak için harika bir nokta. Uber dışında taksi bulunmadığı ve sokaklara girmesi yasak olduğu için şehirden dönüşte tekrar tren istasyonuna yürümek biraz yorucu olsa da her şeyi ile güzel bir anı oldu. ☕️
Brugge sokaklarında yürürken, Casus Penceresi (Spy Window) gibi gizli köşeler, eski çatılardaki güvercin evleri, ve Beguine rahibelerinin yaşadığı sessiz sokaklar arasında kaybolduk. Arka planda fayton sesleri eşliğinde, Brugge’un bir zamanlar ne kadar zengin ve ihtişamlı bir şehir olduğunu hayal ettik 🐴🏰
✨ Öneriler:
- Church of Our Lady (Michelangelo heykeli)
- Begijnhof (UNESCO mirası)
🍽️ Lokal Lezzetler:
- Waffle + Belçika çikolatası
🛍️ Alışveriş:
- Chocoholic
- The Chocolate Line (şef Dominique Persoone’un dokunuşuyla)
Brugge; tarihi, estetik dokusu ve tatlı molalarıyla hafızama kazındı. Siz de bu büyülü şehri rotanıza alın! 💛
✉️ Brugge hakkında merak ettikleriniz varsa yorumlara ya da mesajlara beklerim!
📍 Bir sonraki durakta yine Belçika’nın ortaçağ şehirlerinden birine gidiyoruz: Gent! Bu şehri özellikle sanat, mimari ve sürdürülebilirlik bakış açısıyla inceleyeceğim. Takipte kalın! ✨
Sizin favori Belçika şehriniz hangisi? Yorumlarda paylaşmayı unutmayın!
Sosyal medyada da bizi takip edin:
Web Site: http://www.rotapesinde.com
📲Instagram-Tiktok-Youtube: @rota.pesinde
Bu paylaşım, tamamen kişisel deneyimlere dayanmaktadır ve hiçbir ücretli ortaklık ya da işbirliği amacı taşımamaktadır.
#tavsiye #rotapeşinde #brugge #belgium #travelguide #slowtravel









Belçika’nın Damakta Eriyen Çikolata Yolculuğu 🍫 – Rota Peşinde için bir cevap yazın Cevabı iptal et