Safranbolu’nun dar sokaklarından ilerlerken, kahve kokusunun davetkâr bir şekilde havada yayılması, sizi hiç fark etmeden Kahve Müzesi’ne doğru yönlendiriyor. Tarihi dokusu korunmuş geleneksel bir Safranbolu konağında yer alan bu müze, sadece kahvenin tarihini anlatmıyor; ona dokunmanızı, koklamanızı, hissetmenizi sağlıyor. Daha kapıdan girerken ahşap ve taş dokunun sıcaklığı, eski bakır cezvelerin ışıkla birleşen parıltısı, raflarda dizili kahve öğütme makineleri ve kahve fincanlarının çeşitliliği adeta zamanda kısa bir yolculuğa çıkarıyor.

Kervansarayın önünde durup yapıya dışarıdan baktığınızda, kapısındaki ağır demir tokmaklar, taş kemerler ve tarih kokulu duvarlar size yalnızca bir bina değil, Safranbolu’nun ticaret geçmişine açılan bir kapı sunuyor. Eskiden Anadolu’nun ticaret rotalarının kalbinde yer alan Safranbolu, işte tam bu noktada tüccarların durakladığı, mallarını koruduğu, kahve içip pazarlık yaptığı ve yolculuğun yorgunluğunu attığı bir merkezdi.

İlk bölümde Osmanlı’dan günümüze kahvenin yolculuğunu anlatan panolar yer alıyor.

Kahvenin Yemen’den İstanbul’a, oradan da tüm dünyaya yayılan hikâyesi, görseller ve eski haritalarla birlikte anlatılmış. Kahvenin sadece bir içecek olmadığı, sohbetin, dostluğun, merasimin, hatta kültürel hafızanın bir parçası olduğu burada çok net hissediliyor. Duvarlarda eski kahvehanelerin fotoğrafları, meddah gösterilerinden kareler ve o döneme ait kahve takımları sergilenmiş. Bir vitrinde, 19. yüzyıldan kalma bir kahve öğütme değirmeni duruyor; pas tutmuş ama hâlâ dimdik, hâlâ zamana meydan okuyor gibi.

Müzenin diğer bölümünde kahvenin hazırlanış yöntemleri, dünya kahve türleri ve kavurma teknikleri anlatılıyor. Filtre kahve, Türk kahvesi, Moka pot, Siphon, Chemex gibi çeşitler sadece teorik olarak değil, cihazlarıyla birlikte sergilenmiş. Hatta bazı cihazlar dokunulabilir ve yakından incelenebilir şekilde yerleştirilmiş.

Türk kahvesinin öğütülme inceliği ile espresso kahvenin farkını elinizle dokunarak anlayabiliyorsunuz. Rehber, kahve çekirdeklerini elinize alıp koklamanıza izin veriyor; kavrulmuş çekirdeğin sıcaklığı ve kokusu, anlatılan bilgileri duyusal bir deneyime dönüştürüyor.

Bir diğer köşede ise kahvenin sosyal hayattaki rolü anlatılıyor. “Kız isteme merasimi ve kahve”, “Fal kültürü”, “Kahvenin dostlukla bağı” gibi başlıklar altında, kahvenin hayatımızdaki geleneksel yerini gösteren kısa hikâyeler, görseller ve objeler var. Kahve falı için kullanılan fincanlar, işlemeli tepsiler, hatta kahve kokulu sabunlar bile sergilenmiş.

Safranbolu Kahve Müzesi’nin en dikkat çekici ve duygu uyandıran bölümlerinden biri, özel koleksiyonların sergilendiği vitrinler. Bu bölümde yalnızca kahve tarihine tanıklık etmiş eşyalar değil, aynı zamanda tarihin bizzat içinden gelmiş çok özel parçalar bulunuyor: Atatürk’ün kullandığı kahve fincanı ve II. Abdülhamid’e ait zarif kahve fincanı takımı.

Bu özel parçaların bulunduğu vitrinin önüne geldiğinizde, sıradan bir müze vitrininden çok daha fazlasıyla karşılaşıyorsunuz. Işıklandırması özel yapılmış, korumalı cam içerisinde, iki farklı dönemin iki güçlü liderinin kahve fincanları yan yana sergileniyor. Her biri sadece porselen ya da seramik bir parça değil; kendi dönemlerinin kültürünü, devlet anlayışını, hatta kahveye yüklenen anlamı taşıyor.
Atatürk’e ait fincan, sade ama asil bir tasarıma sahip. İnce porselenden yapılmış, kenarında zarif altın yaldızlı bir şerit var. Fincanın yanında bulunan küçük bilgilendirme kartında, bu fincanın Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde kullandığı fincanlardan biri olduğu belirtiliyor. Müze rehberi, kahvenin Atatürk için yalnızca bir içecek değil, sohbet, fikir alışverişi ve devlet meselelerinin konuşulduğu bir ortamın parçası olduğunu anlatıyor. Bu fincana bakarken, bir an için o sofralarda yapılan derin sohbetleri, aldığı önemli kararları ve kahvesini sakin bir şekilde yudumladığı o anları zihninizde canlandırıyorsunuz.

Hemen yanında ise Osmanlı zarafetini yansıtan II. Abdülhamid’e ait kahve fincanı takımı yer alıyor. Bu set, işlemeleriyle adeta göz kamaştırıyor. Fincanın gövdesinde Osmanlı motifleri süslemeler dikkat çekiyor. Bu fincan takımı, saray kültürünü ve kahvenin Osmanlı toplumu için ne kadar önemli bir sosyal ve kültürel öğe olduğunu anlatıyor. Kahvenin sadece içilen değil, sunulan, ikram edilen ve misafirperverliğin sembolü olan bir değer olduğunu burada bir kez daha anlıyorsunuz.

Ve sonra en keyifli bölüm: tat deneyimi. Müzenin küçük ama huzurlu kahve atölyesinde, bakır cezvelerde pişen taze Türk kahvesinin kokusu tüm odayı sarıyor. Ahşap masa ve sedirlerin bulunduğu bu alan, sanki eski bir konakta kahve molası veriyormuşsunuz hissi yaratıyor. Kahvenizi yudumlarken, rehber geleneksel pişirme yöntemlerini anlatıyor. Köpüğün neden önemli olduğunu, suyun neden soğuk olması gerektiğini, hatta kahve pişirirken sessizliğin neden tercih edildiğini duyunca, bir fincan kahvenin ardında ne kadar büyük bir kültür olduğunu anlıyorsunuz.

Müzenin çıkışında küçük bir hediyelik dükkân var. El yapımı bakır cezveler, işlemeli fincan takımları, kahve kokulu mumlar, özel çekirdekler ve Safranbolu’ya özgü kahve aromalı lokumlar satılıyor. Hepsi, gezinin sadece bir anısı değil, kokusu, tadı ve duygusuyla taşınabilecek bir hatıra niteliğinde.

Safranbolu Kahve Müzesi, sadece kahve sevenlere değil, kültürü, tarihi ve yolculukları seven herkese hitap eden eşsiz bir durak. İçeri sadece gezmeye değil, hissetmeye giriyorsunuz. Çünkü burası, kahvenin içilmekten çok yaşandığı yerlerden biri.
Site: http://www.rotapesinde.com
Instagram: @rota.pesinde
Tiktok: @rota.pesinde
Youtube: @Rota.Pesinde
Bu paylaşım, tamamen kişisel deneyimlere dayanmaktadır ve hiçbir ücretli ortaklık ya da işbirliği amacı taşımamaktadır.









Yorum bırakın