Amsterdam’ın sisli kanallarından, Orta Avrupa’nın kalbine doğru bir yolculuk…
Bu kez yönümüz Almanya. Almanya serimize, dışardan iç karartıcı duran gotik katedralleri, tarihi meydanları, yemekleri ve çikolata müzesi ile ünlü olan güzel bir şehir ile başlıyorum: Köln. 💫



Köln’e İlk Adım: Dom’un Gölgesinde🏰
Tren (S-Bahn) istasyonundan adımımı atar atmaz, nefesimi kesen o yapı ile göz göze geldim: Köln Katedrali. Sanki taş değil de tek parça olarak oraya yerleştirilmiş gibi. Gotik mimarinin keskin ama bir o kadar da karanlık çizgileri, içeri girmeden hafif korkutucu bir hava veriyor. İçeri girdiğinizde ise bambaşka bir dünya, dev mezarlar, heykeller… Sessizliğin içinden yükselen ayak sesleri, vitray pencerelerden süzülen solgun ışık ve yükselen tavanın altında insan kendini biraz küçük hissediyor. Tam olarak tarihte yürümek gibi.
Ama beni en çok etkileyen şey, iç mekândaki mezarlar oldu. Taşın içine işlenmiş hikâyeler, zamanın katmanlarında sonsuz bir uykuya dalmış gibi… Katedralin hemen önünde, yere inşa edilmiş ve yaşam döngüsünü simgeleyen o mozaik yapı ise bana bir şey fısıldadı: “Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez, hayatı ıskalama, gez-gör ve eğlen, unutma hayat gerçekten kısa.”
Dışarı çıktığımda hemen girişin yanında yer alan gotik çeşme detaylarına takıldım. Dev ve görkemli bir yapıdan akan ince su çizgilerini izledim. 💧
Lindt Çikolata Müzesi: Çocukluğuma Armağan Ettiğim Yer🍫
Katedralin ardından kısa bir taksi yolculuğu ile geçtiğim Lindt Schokoladenmuseum, tam anlamıyla tatlı bir zaman tüneli. Kapıdan içeri girer girmez kakao çekirdeklerinin sıcak kokusu karşılıyor sizi. Kakao’nun Afrika’dan Avrupa’ya uzanan yolculuğunu öğrenmek, eski dönemlere ait çikolata kalıplarını ve makineleri görmek, gerçekten etkileyici.
Bir köşede çikolata ustaları minik kalıplara sıcak çikolata dökerken, diğer tarafta tadım alanında damağınızda Lindt’in yumuşak dokusu eriyip gidiyor. Müzenin sonunda ise asıl sürpriz: cam pencereleri ile bir kafe. Sıcak çikolatanız elinizde, önünüzde tüm görkemiyle Ren Nehri, tekneler geçiyor, köprülerde bir telaş… Her yudumda biraz daha dinginleşiyorsunuz. Bu şehir, sadece göze değil damağa da hitap ediyor. ☕
Bira, Maçlar ve Nehrin Ritmi ⚽
Köln denince bira dememek olmaz. Kölsch adı verilen yerel biraları, ince uzun bardaklarda ve buz gibi servis ediliyor. Özellikle maç günleri, bu bira neredeyse milli içecek havasında. Şehrin her köşesinde dev ekranlar, forma giymiş kalabalıklar ve nehir kenarında maç izleme kültürü var. Ren Nehri ise her zamanki gibi tüm bu coşkuyu sessizce izliyor. 🍻



Şehirde Yeşil Bir Tren Var 🍃
Şehrin simgelerinden biri de turistleri gezdiren o küçük yeşil tren. Katedralin önünden başlayıp şehir merkezindeki birçok önemli noktaya uğruyor. Yavaş yavaş ilerleyen bu tren, acele etmemenin, gezmenin ve bakmanın kıymetini hatırlatıyor insana. Özellikle çocuklu aileler için oldukça pratik ama biz büyükler için de adeta bir nostalji.
Köln’de Gezilecek Diğer Noktalar📍
Hohenzollern Köprüsü: Kilitlerin ağırlığı altında bile sarsılmayan aşkı simgeleyen bir köprü. Aşıklar, anılar ve demir parmaklıklar arasında yürümek…
Museum Ludwig: Modern sanatla ilgileniyorsanız, Andy Warhol’dan Picasso’ya uzanan bir koleksiyon sizi bekliyor.
Belçika Mahallesi (Belgisches Viertel): Butikler, kafeler ve sokak sanatı dolu bu mahalle, Köln’ün alternatif ruhunu yaşatıyor.✨
Son Söz: Köln’e Veda!🚃
Dom’un gölgesindeki karanlık duygular, Ren Nehri kıyısında dinginlik, Lindt’te tatlı bir çocukluk hediyesi… Benim uçağa yetişmem gerekiyordu çok kalamadım ancak seneye yeniden geleceğime kendime söz verdim. 🎒
Sizin Köln’de en sevdiğiniz yer neresi oldu? Yorumlarda paylaşmayı unutmayın!
Bir sonraki durak sürpriz! Takipte kalın .
Sosyal medyada da bizi takip edin:
Web Site: http://www.rotapesinde.com
📲Instagram-Tiktok-Youtube: @rota.pesinde
Bu paylaşım, tamamen kişisel deneyimlere dayanmaktadır ve hiçbir ücretli ortaklık ya da işbirliği amacı taşımamaktadır. #tavsiye









Yorum bırakın