Canlı ve telaşlı Maastricht sokaklarından çıkıp, masalsı Amsterdam’a geçiyoruz. Ben Amsterdam’ı hep son bahar-kış döneminde ziyaret ettim o nedenle bahar ve yaz dönemi hakkında tavsiye veremiyorum. En son gidişimde Aralık ayında 15 gün gezebilmiştim.



Aralık ortasının gri sabahında, gökyüzü henüz uyanmadan gözlerimi Amsterdam’ın serinliğine açtım; soğuk havaya inat, geceden kalma ışıkların hala kanallarda parıldadığı büyülü bir manzara eşlik ediyordu yeni günüme. Amsterdam sabahına uyanırken aklımda tek bir şey var: “Yılın en güzel zamanında, Avrupa’nın en büyülü şehirlerinden birindeyim. Ve evet, her detay, her sokak lambası, her vitrin ışığı, ve dev patates kızartmaları bu beklentimi karşılamakla kalmadı, hayal gücümün de ötesine geçti. 🎆
Amsterdam’da Neler Yapılır? 🎨
3 Kız Kardeş ve Gece Devriyesi (Night Watch)✨
Rijksmuseum’un görkemli binasına bakıp biraz ilerdeki kapısından içeri adım attığınızda zaman kendini yavaşlatıyor. Rembrandt’ın Night Watch eseri, neredeyse kutsal bir sessizlikle izleniyor. Tablo o kadar büyük ki neden 5 yıl bakımda kaldığını şimdi anlıyorum. Ama benim kalbimi çalan, müzenin daha az bilinen ama ruhu olan bir tablo: Üç Kız Kardeş. O tabloya bakarken kendimi bir tuvalden çok, bir romanın ilk cümlesine dalmış gibi hissettim. Sanki bir an göz göze gelsek, üçü de tabloyu bırakıp beni kahve içmeye çağıracaktı. Kızkardeşler ile sessiz bir iletişimde olduğumu hissettim, bakışları, yüzlerinde ifade ilginç bir şekilde tanıdık geliyor. Kıyafetler, kadehler, silahlar ve sömürgecilikten kalma eserler, o kadar büyük bir müzeki. Kraliyet kütüphanesi ise ayrı bir dünya. Eğer sanata zaman ayırdıysanız, bir gece kanal turuyla bu ruh halini taçlandırmalısınız. Sıcak kahvemizi alıp bot turu için kanal kenarında yürümek çok güzel tabiki bisikletlere dikkat ettiğiniz sürece. ☕






Kanalda Bir Gece Masalı 🚤
Amsterdam’da kanallar deniz seviyesinin altında kaldığı için zamanla nasıl bir hale bürünecek bilmiyorum. Kanallardaki dev kuşları görünce çok şaşırdım. Akşam olduğunda şehrin rengi değişiyor: Bin bir ışığın suda ve binalarda yansıyan hali, gökyüzünden bile daha büyüleyici. Şansımıza kanaldaki ışıklı gösterilere denk geldik. Işık gösterileriyle süslenmiş köprüler, şehri geceye hazırlarken size de sanki bir rüyanın içinden geçiyormuşsunuz hissi veriyor.
Bu romantik atmosferden sonra, biraz hayatın farklı bir yüzü ile tanışmak için Red Light’a uğramanın zamanı geldi. Bu alanın şehrin tarihindeki önemini dinleyince ve getirdiği ekonomik katkıyı duyunca çok şaşıracaksınız, bölgenin kendine ait bir kilisesi bile var ancak kurallar belli resim çekmek yasak. 🌌
Red Light District ve Meksika Baharatı 🚨
Red Light District, çoğu kişinin önyargıyla yaklaştığı ama aslında düzeni, mimarisi ve sosyal yapısıyla oldukça ilginç bir bölge. Şehrin en çok turist çeken noktalarından biriymiş. Bu sokaklar sadece eğlence değil, aynı zamanda bir yaşam kültürü. Ama benim akşamımı güzelleştiren detay burası değildi, Red Light District’in birkaç sokak ötesinde keşfettiğim küçük bir Meksika restoranıydı. Guacamole sosunun başrolde olduğu o taco tabağı… Amsterdam’da yediğim en iyi yemek olabilir.






Otomatik Kapılar ve Uzun İnsanlar 😊
Amsterdam’da insanlar uzun, bisiklet parkları büyük, kapılar yüksek. Ben 1.55 boyumla otomatik kapıların radarına bile girmeyince, bazı mağazalarda Harry Potter gibi vitrin camından bakakalmak zorunda kaldım. Ciddi söylüyorum, bazı otomatik kapılar beni ciddiye almadı. Bu kadar küçük yüz ölçümlü ülkenin tarıma ve hayvancılığa verdiği önem beni ayrıca şaşırdı. Okullarda yüzme dersi zorunluymuş çünkü deniz seviyesinin altında kaldıkları için su basma ihtimali var. Bu kadar uzun boylu insan arasında kendimi çizgi film karakteri gibi hissettim.
Neyse ki kısa boylular için de her zaman patates var! 🚲
Patates, Bisiklet ve Waffle’sız Bir Hollanda 🍟
Sokak yemeği denince akla patates kızartması gelir. Fıstık ezmesi sosu, sarımsaklı mayonez ve çeşitli çeşnilerle resmen bir ana yemeğe dönüşüyor. Şehirde her köşe başında patates standı, her kaldırımda bir bisiklet var. Ben waffle sevmiyorum. Amsterdam’da waffle sevmemek bir tür gastronomik yalnızlık gibi görünse de, ben tercihimi her zaman sıcak bir çorba veya limonlu nane çayından yana kullanıyorum. Ayrıca yılbaşı pazarlarında kurulan stantlarda farklı lezzetleri denemeye bayılıyorum, özellikle çikolataları.
Amsterdam’da taze nane çay içmek için en güzel zaman dilimi Aralık ayı bence. 🍲




Ziyaret İçin En Güzel Zaman: 1–15 Aralık ❄️
Noel pazarları, sokak performansları, buz pistleri ve vitrinlerdeki özenli süslemeler… İçimdeki çocuğun eline eldiven takıp buz pistinde kaydırmak istediğim o anlar beni yıllar öncesine götürdü. Her şey o kadar renkli ve içten ki, şehre sadece bakmıyor, onunla birlikte parlıyorsunuz. Her şey umut dolu gözüküyor, neden bizde de buz pistleri kurulmuyor diye soruyorum kendime. ⛸️
Son Söz 🎄
Eğer siz de 1.55 boyundaysanız, bu şehirle dans etmek için uzun olmanıza gerek yok. Kapılarla inatlaşırken gülümsemeyi, yüksek raflara uzanırken yardım istemeyi, kısa boyunuzu bir süper güç gibi taşımayı öğreniyorsunuz. Kışın gezmeyi seviyorsanız Amsterdam güzel bir rota.
Sizin favori Hollanda şehriniz hangisi? Yorumlarda paylaşmayı unutmayın!
Sosyal medyada da bizi takip edin:
Web Site: http://www.rotapesinde.com
📲Instagram-Tiktok-Youtube: @rota.pesinde
Bu paylaşım, tamamen kişisel deneyimlere dayanmaktadır ve hiçbir ücretli ortaklık ya da işbirliği amacı taşımamaktadır. #tavsiye








Yorum bırakın